Kimler Çevrimiçi |
GÖKÇEN EFE VE SARI ZEYBEK - 2Yayınlayan Ziyaretçi 03.06.2008 (152 okuma)
Yakın tarihimize bakış
Değerli Okuyucularım, 1789 yılındaki ünlü Fransız İhtilalinden sonra milliyetçilik fikirleri tüm Avrupa'yı sardı. İmparatorluklar sarsılmaya ve sallanmaya başladı. Osmanlı Yakın tarihimize bakış Değerli Okuyucularım, 1789 yılındaki ünlü Fransız İhtilalinden sonra milliyetçilik fikirleri tüm Avrupa'yı sardı. İmparatorluklar sarsılmaya ve sallanmaya başladı. Osmanlı İmparatorluğu dışındaki imparatorluklar kendilerine bağlı ülkeleri sömürgeleri ve müstemlekeleri olarak görüyorlardı. Sömürgelerini soyup sovana çeviriyorlardı. Küçücük bir Belçika'nın bile Afrika'da Belçika Kongosu diye sömürdüğü bir müstemlekesi vardı. Sonradan bu sistem biraz daha yumuşatılarak himaye anlamına gelen mandacılığa dönüştü. Osmanlı İmparatorluğuna milliyetçilik fikirleri biraz daha geç ulaştı. Çünkü Osmanlı İmparatorluğunda İmparatorluğa bağlı olan ülkeler sömürge veya müstemleke değillerdi. Bu ülkeler iç işlerinde tamemen serbest kalıyorlardı. Hırıstiyan halkların hayatları müslüman halktan hiç farklı değildi. Hele müslüman halkların kendi aralarında milliyet olarak hiç bir farklılıkları yoktu. Osmanlı İmparatorluğunda ilk milliyetçilik hareketi Sırplardan geldi. 28 Mayıs 1812 de Ruslarla yapılan Bükreş Antlaşması ile Belgrad da bağımsız bir Sırbistan Prensliği meydana getirilecekti. Fakat Sırplar bununla yetinmediler. Kara Yorgi adında bir Sırp isyan başlattı. Türk ordusu üzerine gelince Avusturyaya kaçtı. Avusturya Kara Yorgi’yi tutukladı. Bu defa asilerin başına Miloş Obrenoviç geçti. Bu sırada Napolyon Rusya seferini başlattığı için Rusya başının çaresine düştüğünden, bu yöreyi fazla karıştırmak gücünü bulamadı. Gerçi Osmanlının’da başı Yeniçeri ocağı ile dertte bulunuyordu. 2. İsyan hareketi Mora da Yunanlılardan geldi. Önce Rumlar Morada ilmi ve edebi dernekler kurdular. Bunu siyasi dernekler izlediler. Bunları en çok destekleyen Rusya oluyordu. Siyası derneklerin en önemlisi 1814 te Odesada kurulan Etniki Eterya idi. Bunun gayesi Türkleri İstanbuldan atmak ve Büyük Bizans İmparatorluğunu diriltmekti. Sonradan bu bütün Yunanlıların ortak ülküsü olan “Megalo İdea” olacaktı. İşte bu dernekle birlikte diğer gizli örgütler 12 Şubat 1821 de isyanı başlattılar. Buna “Mora İsyanı” denir. Bu isyana Etniki Eterya’nın İstanbuldaki gizli merkezi kanalı ile, zamanın Rum Ortodoks Patriği Grigorios’unda işbirliği yaparak yardım ettiği, belgeleri ile anlaşılır. Sultan Fatihin İstanbulu fethettiği 1453 yılından beri kendilerine hoş görüde bulunularak saygı gösterilen Rum Ortodoks Patriğinin küstahlığı da aşan bu nankörlüğü, “Devlete ihanet” olarak görülerek, 2. Mahmut Han tarafından Patrikhanenin orta kapısında, 12 Nisan 1821 de asılmak suretiyle idam edilir. Bundan sonra bir yatışma dönemi geçerse de Rusların daima ortodoksluğu bahane ederek, başı çektiği bu hareketlere İngiltere, Fransa ve Avusturya da katılarak 15 Eylül 1829 da imzalanan Edirne Antlaşması ile Mora da bir bağımsız “Yuanan Devleti” kurulmuş olur. Bundan sonra, Sırpların, Yunananlıların ve Bulgarların hareketleri devam eder durur. Bu hareketler, bilhassa Çarlık Rusya'sının kışkırtmaları, Avusturya'nın da desteklemeleri ile hız kazanmıştır. İngiltere ve Fransa'da daima başrolde bulunuyorlardı. Zamanla bu hareket Türk soyundan olmayan Müslüman ülkelere de sıçradı. İngilizlerin kışkırtmaları ve devamlı olarak tahrikleri ile Araplarda da yer yer başkaldırı hareketleri başladı. Yabancı ülkeler Türk olmayan Müslüman ülkeleri önce tahrik ederek, kışkırtarak, para yardımları yaparak çeşitli oyunlarla bu ülkeleri aldatma yoluna gidiyorlar bu tahriklerinde başarılı olamadıkları zaman o ülkeyi zorla ele geçirmeye çalışıyorlardı. Mesela İtalyanlar Osmanlı'ya karşı kışkırtamadıkları Trablus halkına 1911 yılında saldırdılar. Osmanlı buraları İtalyanlara karşı şiddetle savunmak zorunda kaldı. Bu suretle çeşitli Müslüman Arap ülkelerinde İngiliz ve Fransızların tahriklerine kapılmayanların yanında Osmanlı onların yardımına koştu. Balkanların elimizden çıkması – 1.Dünya Savaşına girmemiz Nihayet Balkanların tümü 1912'de Yunan, Sırp, Hırvat, Karadağ, Bulgar ve Romenler olmak üzere ayaklandılar. Son olarak Arnavutlar da ayaklanınca, 1913 yılında tüm Balkanlar elimizden çıkmış oldu. 1914'de Birinci Cihan Harbine girildi. Bu defa Türklerden ibaret kalan Osmanlı hem İngiliz, Fransız ve İtalyanlarla hem de Müslüman olan Araplarla boğuşmak zorunda kaldı. Bu tarihi gerçekleri "Makedonya'dan Ortaasya'ya Enver Paşa" isimli eserinde Şevket Süreyya Aydemir çok güzel ve ayrıntılı bir şekilde bu olayların açıklamalarını yapmaktadır. Birinci Cihan Savaşından yenilgiyle çıkan Osmanlı Devleti Almanya, Avusturya, Macaristan ve Bulgaristan'dan sonra 30 Ekim 1918'de Mondros Ateşkes Antlaşmasını imzalamak zorunda kalmıştı. Mondros Ateşkes Antlaşması olmadan önce galip devletlerin başını çeken İngilizler "30 Ekim günü Türk süngüsü ile korunan ve Türk egemenliği altında bulunan yerler Türklerde kalacaktır." koşulunu kabul etmiş göründüler. Bu şekilde Türkleri masaya oturmaya ikna ettiler. Fakat sonra masa başında bu koşulu yazıya dökmedikleri gibi tehlikeli gördükleri yörelere asker çıkarma konusunda bir koşulda getirdiler. İşte bu koşul Türkiye'nin bölünüp parçalanması demekti. Bana göre milli mücadelemiz bu andan itibaren başlıyor demekti. Çünkü teslimiyetçiler milletimizin on sene süren savaşlar sonucunda yorulduğunu, direniş azminin kalmadığını ileri sürerek galip devletlerin koşul ve şartlarını kabul ederek, kaderlerini emperyalistlerin insafına terketmek yolunu seçmişlerdir. Fakat Türk halkının derinliği bunu asla Türk milletinin öz benliğine yakıştıramamış olduklarından “Ya İstiklal ya Ölüm” diyerek yola çıkmışlardır. Önce kısa bir düşünme ve karar safhası geçirmişlerdir. Sonra yer yer eyleme geçerek, bir ırmak gibi direniş kolları ile birleşme safhasına geçmişlerdir. Nihayet bu ırmağa öncülük eden çılgın Türkler kendilerine tam bağımsızlık yolunu açan kurtuluş yolu olarak, topyekün bir savaşı seçmişlerdir. Bu savaş her şeyi ile milli olan, “Milli Mücadele” adını almış, silahlı eyleme geçiş ile de “Ulusal Kurtuluş Savaşı” adını almıştır. Ulusal kurtuluş savaşımız, 30 Ağustos 1922 Çarşamba günü Şanlı Ordumuzun kesin zaferi ile noktalanmış olup, 24 Temmuz 1923 günü de Lozanda, kılıncının kanıyla galip taraf olarak masaya oturan Türk Milleti tüm dünya ülkelerine “Tam Bağımsız Türk Devleti” olarak kendini tanıtmış ve onlara imzalatarak onaylarını almıştır. Eserimiz sizlere safha safha Türklüğün direnişini ve şahlanışını anlatacaktır. Okuyunuz değerli okuyucularım. Dikkatle okumanızı öneririm.
|
Oturum Aç |
|||||||